Tarih boyunca insanların, üç temel sektör etrafında; tarım, sanayi ve hizmet alanında istihdam edildiğini söyleyebiliriz. 1800’lere kadar nüfusun ağırlıklı kısmı tarımda istihdam olurken, sanayi ve hizmet sektöründe yalnızca küçük bir yüzde çalışıyordu. Fakat gelişen sanayi ile beraber insanlar tarlalarını ve sürülerini bıraktı. Nüfusun çoğu sanayide çalışmaya başlarken gitgide daha fazla insan da hizmet sektörüne kaydı.

 

Buhar gücüne bağlı kullanım alanlarının yaygınlaşması ve mekanik makinelerin verimliliği ile endüstride ilk adım atılmış oldu. Sonrasında Henry Ford ile başlayan elektrik gücüne dayalı üretim hatlarının kullanımı, otomotiv sektörü başta olmak üzere bir çok alanda devam etti. Bu da otoriteler tarafından kabul edilen 2. endüstri devinimi niteliğinde.

1970 sonrası bilgisayar programlama ve otomasyonun üretime entegrasyonu ile de 3. endüstri kuşağına geçilmiş oldu.

 

Günümüzün dijital endüstrisinde, elektronik haberleşme kullanımı ve bilgi teknolojilerinin gelişmesiyle üretim daha da otomatikleştirildi. Siber-fiziksel sistemlerle izleme, fiziksel dünyanın sanal bir kopyasını oluşturma ve merkezi olmayan kararların verilmesi şu anda eşiğinde olduğumuz yeni endüstri 4.0 deviniminde devam ediyor.

Geliştirilen yapay zekalı sistemler, birbirleriyle eş zamanlı iletişime geçip işbirliği içinde çalışarak; verileri toplama ve analiz etme, kendi kararlarını kendi verme ve akıllı fabrikalara esnek adaptasyon amacıyla üretime ve hizmete devam ediyor.

 

Her şeyin bu kadar hızlı ve rahat olması ise büyük bir soruyu da yanında getiriyor;

 

Peki ya insanlar ne yapacak?

21. yüzyılın başında ilerleme treni bir kez daha perondan ayrılmak üzere. Belki de bu yapılacak sefer, sektöre ve ekonomiye yön vermek isteyenlerin kullanabileceği fırsata dönük son sefer olacak ve treni kaçıranların ikinci bir şansı olmayacak. Trende bir yerimiz olsun istiyorsak bu yüzyılın teknolojisini, özellikle de biyo-teknolojiyi ve bilgisayar algoritmalarının gücünü iyi kavrayabilmemiz gerekiyor.

 

Buhar makinelerinden ve telgraftan çok daha etkili olacakları gibi kullanım alanları da yiyecek, tekstil, araç ve silah üretimiyle sınırlı kalmayacak. Beden, beyin ve zihin, 21. yüzyılın muhtemel ürünleri olarak konumlanırken bunları üretmeyi bilenlerle bilmeyenler arasındaki fark şu andaki gelişmiş  ülkelerle gelişmekte olan ülkeler arasındakinden çok daha derin olacak.

 

Ne kadar akıllı olabilir ki?

Uzmanların, organik olmayan yapay zeka algoritmalarının “asla” erişmeyeceği ancak insanların uzman çalışabileceği alanların varlığını koruyacağını belirtmesine rağmen görünen o ki “asla” lafı belki de otuz yıla geçerliliğini yitirecek. Kısa zaman öncesine kadar yüz tanımanın bebeklerin bile yapabildiği ama yeryüzündeki en gelişmiş bilgisayarların beceremediği bir işlem olması, karşılaştırmalarda verilen en popüler örnek. Bugün yüz tanıma programları, cehreleri insanlardan çok daha hızlı ve etkin ayırabiliyor. Polis güçleri ve istihbarat servisleri şüpheli ve suçluları takip etmek amacıyla yüzlerce saatlik güvenlik kamerası görüntülerini tararken buna benzer programlar kullanıyor.

 

1980’lerde insanlığın kendine has doğası tartışılırken insanın koşulsuz stratejik zeka üstünlüğüne en iyi olarak satranç gösterilir ve bilgisayarların bir insani asla yenemeyeceği düşünülürdü. 10 Şubat 1996’da IBM’in Deep Blue isimli bilgisayarı dünya satranç şampiyonu Garry Kasparov’u yendiğinde yazılımcılar satrancın yalnızca temel kurallarını değil stratejiyle ilgili talimatları da Deep Blue’ya aktarmıştı. Yeni nesil yapay zeka programlarıysa insan tavsiyeleri yerine makine öğrenimini tercih ediyor. Bilinci olmayan ama alabildiğine yetenekli algoritmalar neredeyse her şeyi daha iyi idare etmeye başladığında, bilinç sahibi insanlar ne yapacak?

 

Yapay zeka sanatı,

Ne var ki sanatsal üretimin de yapay algoritmalardan uzak ve güvende olacağına dair gösterebileceğimiz bir kanıt yok. Bilgisayarların bizim kadar iyi beste yapamayacağından nasıl emin olabiliriz?

Yaşambilimlerine göre sanat zihnimizde oluşanı matematiksel örüntüler ile fiziken ortaya çıkabilmek ise organik olmayan organizmalar da bunu yapabilir.

2016 yılında yapay zeka üzerinde yapılan EMI adlı bir çalışma ile konçerto, senfoni ve opera besteleyebilen bilgisayar programları geliştirildi ve klasik müzik dünyasında bir tartışma başladı.

 

Johann Sebastian Bach’i taklit etmekte uzmanlaşan ve yedi yılda geliştirilen EMI tamamlandığında bir gün içinde beş bin Bach korali besteleyebildi. Daha sonra bir müzik festivalinde bu senfonilerden derlediği bir seçkiyi dinleyicilerle buluşturdu. Dinlediklerinin Bach olmadığından habersiz, heyecan içindeki dinleyiciler bu mükemmel gösteriyi öve öve bitiremezken ne kadar dokunaklı olduğundan bahsettiler.

Buna ilaveten proje geliştirilmeye devam etti ve Beethoven, Chopin gibi diğer ünlü bestecileri de analiz ederek taklit özelliğini geliştirdi. Hatta EMI için, bilgisayar tarafından bestelemiş klasik müzik eserleri adı altında piyasaya sürülen ilk albüm oldukça iyi bir satış rakamına ulaştı. (merak edenler için; ‘david cope emi’)

 

Öncü sektör tıp,

Tıp alanında ise bu çizgiyi çoktan aştık. Hastaneler bizi artık birey olarak değil, bedeniniz ve sağlığımızla ilgili en mühim kararları IBM’in Watson’ı gibi bilgisayar algoritmaları bu büyük seçimlerin çoğunda rol oynayacak.

 

Şeker hastaları bir süredir kanlarındaki şeker seviyesini günde birkaç kez otomatik olarak ölçerek, kan tehlikeli bir sınıra yaklaştığında uyarı veren algılayıcılar kullanıyor.

2014 Yale Üniversitesi’ndeki araştırmacılar iPhone’la idare edilen ilk “yapay pankreas” denemesinin başarıyla sonuçlandığını açıkladı. Araştırmaya katılan 52 şeker hastasının midesine küçük bir alıcı ve pompa yerleştirildi. Pompaya kandaki şeker seviyesini düzenleyen insülin ve glukagon hormonları içeren küçük tüpler bağlandı. Kandaki şeker seviyesini sürekli ölçen algılayıcılar, verileri iPhone’a aktararak telefondaki uygulama ile insan müdahalesine gerek kalmadan kandaki değerleri inceleyerek insülin ya da glukagon salgılayabildi.

 

Bahsi geçen bu gelişmeler marjinal faydada gözükse de nüfus artışına bağlı gelecekte insanları ciddi bir işsizlik bekliyor.

20.yüzyılda tıp kitlelere hizmet ediyordu. 20. yüzyıl orduları milyonlarca sağlıklı askere, ekonomisi ise milyonlarca eğitimli personele muhtaçtı.

21. yüzyılda tarım, sanayi ve hizmet alanında askerlerin ve işçilerin yerini algoritmalar almaya başladıkça, çocukların eğitimine ve yetiştirilmesine olağanüstü çaba harcayan, çocuklarından hep daha fazlasını bekleyen Japonya ve Güney Kore gibi teknolojik açıdan gelişmiş ülkelerde doğum oranları hızla düşüyor.

 

Hindistan, Brezilya ya da Nijerya gibi gelişmekte olan ülkeler; nüfus yoğunluğunun getirmiş olduğu işsizlik, yaygın hastalıklar, cehalet ve yoksullukla baş etmeye çalışırken sanayi ve savunması 4. nesil endüstriye tam adapte ülkelere karşı nasıl rekabet edebilir?

Zeka bilinçten ayrıldığı ve bilinci olmayan zeka tehlikeli bir hızla ilerlediği zaman insanlar ile makineler arasındaki duvar yıkılmış oluyor.

 

Kaynaklar;

Y.Noah HARARI-Homo Deus

Jheni OSMAN-Dünyayı Değiştiren 100 Fikir

https://www.sciencefriday.com/segments/the-future-of-artificial-intelligence/

1968 © Uçak Teknisyenleri Derneği